Aşk Bağımlılığı

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

AŞK, BAĞIMLILIK VE BAĞLILIK ÜZERİNE

‘Aşk bağımlılığı’ için bilinen bir tanım veya tanı ölçütü yoktur, ancak fenomenolojisinin madde bağımlılığıyla bazı benzerliklerinin olduğu, aşk nesnesi veya ilişkili uyaranların varlığında öfori ve sınırsız arzu (uyuşturucu zehirlenmesi); aşk nesnesinden ayrı kalındığında  olumsuz ruh hali, anhedoni ve uyku bozukluğu; sevgi nesnesi ile ilgili müdahaleci düşüncelere odaklanmış, olumsuz sonuçların bilinmesine rağmen yine de bu düşüncelerin peşinde koşan, klinik olarak önemli bozulmaya veya sıkıntıya yol açan uyumsuz veya sorunlu davranış kalıplarının olduğu ileri sürülmüştür (Reynaud, Karila, Blecha, Benyamina, (2010).

Aşk bağımlılığı üzerine yapılan öncü çalışmalar ilk olarak Peele ve Brodsky’nin (1975) Aşk ve Bağımlılık adlı kitabında özetlenmiştir. Kitap, aşk bağımlılığını, bireylerin en yakından dahil oldukları kişilerle olan ilişkilerinde bağımlı hale geldiklerinde ortaya çıkan bir durum olarak tanımlamışlardır.

Aşk bağımlılığı veya ‘bir aşk nesnesine aşırı ve acı veren romantik bağlılık’, yüzyıllardır edebiyatta anlatılmış ve birçok farklı kültürde karşımıza çıkmıştır. Bununla birlikte, kısmen tanımlanmış  bir teşhis kriteri olmadığı için sistematik bir çalışmaya tabi tutulmamıştır. Sonuç olarak, epidemiyolojisi, psikiyatrik komorbiditesi, nörobiyolojisi veya tedavisi hakkında az şey bilinmektedir. Hayvan çalışmaları ve sınırlı insan araştırmaları, ‘aşk bağımlılığına’ aracılık eden beyin mekanizmalarının madde bağımlılığı ile ilgili olanlara benzer olduğunu göstermektedir.

Sağlıksız ve sağlıklı romantik aşık olma veya bağımlılık yapan aşk (veya ilişki bağımlılığı) arasındaki kavramsal fark araştırma literatüründe geliştirilmemiştir, ancak beyinde madde  ve madde dışı bağımlılık için ödül yollarının olduğu öne sürülmüştür (Earp, Wudarczyk, Foddy ve Savulescu.(2017).

Aşk, bazen birinin diğerine, çoğu zaman da iki kişinin birbirlerine ilgi, sevgi ve özen göstermeleri ve birbirlerini özel ve önemli hissettirmeleriyle başlayan bir duygudur. Birliktelik devam ettikçe aşk genellikle çoğalır ve büyür. Bu büyüme giderek kişilerin yaşam alanlarını büyük ölçüde etkisi altına almaya başlar. Bazı aşıklar için de hayatın merkezi, odağı haline gelir. Bu durum da ister istemez partnere bağımlı hale gelmeye neden olur. Artık yapılacaklar, yapılması gerekenler ya da  yapılması istenenleri aşk belirler, aşk yönetici olur. Kuşkusuz her aşk ilişkisinde her zaman istediğimizi ve ihtiyacımız duyduğumuzu tam olarak elde edemiyor olsak da elde edebilme ümidi, ilişkideki çabalarımızı yönlendirir. Bu çabalar da yine aşkın devamına , dolayısıyla aşkın bağımlılığına hizmet eder. Her insan beğenilmek, önemsenmek, ilgi görmek ister. Aşk, insanın ihtiyacı olanı ona verdiğinde kişiyi özgüvenli kılar, benlik saygısını artırıcı bir rol oynar.

Romantik aşk, başka bir kişi için yoğun duyguların yanı sıra fiziksel ve duygusal yakınlık da dahil olmak üzere bir ilişkideki derin bağlantıyı ifade eder. Olgun romantik aşk, aşıklar arasında karşılıklı büyümeye izin veren bir ortam yaratmaya yardımcı olur. Sağlıklı romantik ikili ünitedeki her birey, ek eğitim alma, daha fazla para kazanma ve daha olgun bir ilişki bağlanmasına izin vermek için daha fazla öz-bilgi edinme konusunda motive olabilir ve her bir ortak, artan bir öz saygı ve esenlik duygusu hissedebilir (Acevedo & Aron, 2009).

Olgunlaşmamış romantik aşk ise, (a) kişinin günlük hayatına nüfuz ettiğinde, (b) tekrarlanan kontrol dışı davranışları içerdiğinde ve (c) olumsuz yaşam sonuçlarıyla sonuçlandığında “aşk bağımlılığı” olarak kabul edilebilir (Honari ve Saremi, 2015).

Yaşanan aşk her zaman istediğimiz biçimde yürümese bile yürüme ihtimalinin olması onun varlığına daha fazla bağlanmamıza neden olur. Çünkü aşk varlığıyla zaten bu güveni vermiştir, yani aşk zaten bu nedenle aşk olmuştur. Öyleyse ara sıra aksaklıkların olması durumunda önceki doyurucu, mutlu edici olanı yeniden elde etme isteğini kışkırtacak ve her aksaklıkta eskiye dönme isteği ve çabasını artırarak bizi adeta aşka bağımlı hale getirecektir. Bu bağımlılık arttıkça artık başkaları tarafından beğenilmek ve sevilmek ihtiyacı, yerini yalnızca partnerimiz tarafından sevilme ve sevilme ihtiyacına bırakmaya başlar, yani başkaları artık o kadar da önemli değildir ya da daha az önemlidir. Önemli olan partnerimizin ilgisi ve sevgisidir. Bu sevgiyi bulamadığımızda diğerlerinin takdiri, ilgisi, sevgisi bize yetmez, yetinemeyiz. Oysa partnerin sevgisi varsa diğerleriyle olan ilişkide sevginin peşine pek düşmez ya da yokluğunu  umursamayız. Daha doğrusu bu durumu fark etmeyebiliriz bile. Dikkatimiz sadece sevdiğimize yönelmiştir çünkü. İşte bu durum bağımlılıktır? Günün birinde bağımlı olduğumuz kişiyi kaybedersek, bağlılığımız ölçüsünde, bir daha asla o duyguları yaşamayacağımızı düşünürüz. Böylece kaybettiğimiz kişinin yaşamımızı kapsadığı her alan, her durum boşluğa dönüşür ve o boşluk bizi içine çekerek hayatı boş ve anlamsız kılar.

İlişkiler istenmeyen bir şekilde sona erdiğinde, acı, keder ve kayıp hissederiz. Hatta depresyona girebilir veya toplumdan geri çekilebiliriz (Mearns, 1991).Yeri doldurulamaz olarak görünen aşkımızı kaybettiğimizde, bu bizim için gerçekten yıkıcı bir deneyim olabilir. Bu süreçte duygular kontrol edilemez biçimde başı boş akar ve çoğu zaman bunaltıcı yaşanır. Bu tür acı verici duyguları yaşamak ayrılık sürecinin bir parçasıdır ve bu anlamda normaldir. Ancak, sürecin gündelik hayatı engelleyecek biçimde uzaması ve kişiye, bazen de karşı tarafa zarar verecek biçimde yolundan sapması normal değildir.Tutkulu aşk genellikle tutku, cinsel istek, heyecan ve özlem, kıskançlık, kaygı gibi diğer çeşitli yoğun duygularla ilişkilendirilir  (Aron, Fisher ve Strong, 2006; Sternberg, 1997).

Bağımlılık yapan madde kullanımı ile aşk ve cinsiyete dayalı kişilerarası ilişkiler arasındaki coşku ve özlem duygusundan başlayarak  düzensiz fizyolojik tepkilere ve takıntılı düşünce kalıplarına kadar çok sayıda yüzeysel benzerlik vardır. Bu nedenle  bazı bilimsel teorisyenler, her iki tür fenomenin benzer veya aynı psikolojik, kimyasal ve nöroanatomik substratlara dayanabileceğini iddia etmektedirler (Fisher, Brown, Aron, Strong ve Mashek 2010; Burkett ve Young 2012).

Bağımlılık yaratan madde kullanımı ile sevgi ve cinsiyete dayalı kişilerarası bağlar arasındaki yüzeysel benzerlikler, neşe, coşku ve özlemden düzensiz fizyolojik tepkiler ve takıntılı düşünce kalıplarına o kadar çok ki, bazı bilimsel teorisyenler her ikisini de tartışmaya başladılar. tür fenomenler benzer veya hatta aynı psikolojik, kimyasal ve nöroanatomik alt tabakalara dayanabilir (Insel 2003; Fisher, Brown, Aron, Strong ve Mashek 2010; Burkett ve Young 2012). Bu çalışmalar “aşık olmanın” öznel durumunun (veya durumlarının) beyinde meydana gelen karakteristik biyokimyasal reaksiyonlara yakından bağlı olduğunu göstermektedir. Bu reaksiyonlar, dopamin, oksitosin, vazopressin ve serotonin gibi bileşikleri içerir ve güvenin gelişmesinde, zevk duygularının yaratılmasında ve ödül sinyalinin verilmesinde rol oynadığı bilinen beyin bölgelerini etkilediği ileri sürülmektedir (Esch ve Stefano 2005).

Olumsuz sonuçlara rağmen bir nesneyi veya kişiyi zorunlu olarak takip etmenin zararlı olduğu ve genellikle madde bağımlılıkları, zihinsel sağlık sorunları ve kişilik bozuklukları ile birlikte ortaya çıktığı konusunda fikir birliği devam etmektedir (Potenza, 2022).

Bağımlılık yapan davranışın, ister madde ister kişi olsun, bir takıntı nesnesini içerdiği ileri sürülmüştür (Burkett ve Young, 2012). Son araştırmalar, romantik aşkın kelimenin tam anlamıyla bağımlılık yapabileceğini öne sürmektedir. Araştırmacılar, aşk bağımlılığını, diğer bağımlılıkların (Fisher, 2006; Peele ve Brodsky, 1992; Wolfe, 2000), özellikle de madde bağımlılığı bozukluklarının sonuç niteliğindeki çeşitli olumsuz özelliklerini paylaştığı şeklinde görüldüğünü  ortaya koymaktadır.

Aşk heyecan verici olabilir, ama aynı zamanda tehlikeli de olabilir. Duygularımız geri geldiğinde coşkulu hissedebiliriz. Diğer zamanlarda aşkın çekişi o kadar güçlüdür ki, onu zorluk ya da kişisel yıkım noktasına kadar takip edebiliriz (Earp, Wudarczyk, Sandberg ve Savulescu 2013). Aşıklar dikkati dağılabilir, güvenilmez, mantıksız ve hatta sadakatsiz hale gelebilir. En kötü durumda ölümcül olabilirler. 2011’de Amerika Birleşik Devletleri’ndeki cinayetlerin% 10’undan fazlası kurbanın sevgilisi tarafından işlenmiştir (FBI 2011).

Hayat Üniversitesi

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Aşk Bağımlılığı

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Hayat Üniversitesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!