Sevilen birinin kaybıyla başa çıkmak
Sevilen birinin kaybından sonra hemen herkes büyük bir şok, boşluk, anlamsızlık duyguları yaşar. Beyin, kendi içinde düzenlemeler yapmaya çalışırken diğer yakınlar, arkadaşlar kişinin acısını paylaşmaya çabalar. Bazı insanlar paylaşım yaşamayı rahatlatıcı bulurken bazıları da yalnız olmayı, acıyı tek başına yaşamayı tercih eder. Ancak ister arkadaş ve dostlarla bir arada zaman geçirilsin, ister yalnızlık tercih edilsin, bir süre sonrasında akrabalar ve arkadaşlar kendi hayatlarına çekilecek ve herkes acısıyla baş başa kalacaktır. Kayıp sonrası yaşanılan acı dolu süreç sevilen kişi ile var olan bağın gücüne ve duyguların şiddetine göre günlerce, aylarca hatta yıllarca da sürebilir. Bazı kayıplar – anne, baba, kardeş, bir çocuk, bir eş – acısı kolay geçmeyecektir.
Kayıp acısıyla baş etmek bir süreliğine tüm zamanımızı kaplayabilir. Böyle durumlarda çok çaresiz, çok savunmasız hissederiz. Yaşanılan her şey kederimizin taze yarasını adeta yeniden deşerek kanatır, çünkü her şey bize kaybettiğimiz kişiyi hatırlatır, anıları tetikler. Bazen bir bakış, bazen duyduğumuz bir söz, bir gülüş, bir yürüme şekli, bir dokunuş, belirli bir konuşma, bir yiyecek, bir koku… Hatırlatıcılar her yerde, her şeydedir. Başlangıçta böyle olmasında bir tuhaflık yoktur, öyle olması beklenir bir şeydir zaten, üstelik olması da istenir. Ancak bazılarımız acının yoğunluğuna dayanamayıp sürecin sonlanmasını isteyebilir ve hızlı bir biçimde bu acı verici durumdan çıkmak isteyebilir. Ancak süreci daha hızlı geçiştirmek her zaman iyi değildir. Yas tutmak gerektiği kadar zaman alacaktır. Kişi derin bir keder yaşadığında yapılabilecek en iyileştirici şeylerden biri, arada sırada yaşanan harika anları zamanın akışından ayırmaya çalışmaktır.
Yapmamız gereken ikinci önemli şey de dışarı çıkmak, kalkmak ve hareket etmektir. Hareket etmek, düşünmenin duyguyu yenmek zorunda olduğu zamanlardan biridir. Egzersizin “bizim için iyi” olduğunu biliyoruz. Özellikle en kolay yapabileceğimiz yürüyüşler sırasında bastığımız yere dikkat ettiğimizde depresif hissetmeye devam etmemiz zorlaşır ya da en azından bir süreliğine bizden uzaklaştırır. Bu süre ise bize, yürüyüşün sağladığı strese karşı oluşan hormonların olumlu etkisini hissetmemize fırsat verir. Bu ritmik hareketlerde fiziksel enerjiyi serbest bıraktığımızda, keder enerjisinin bir kısmı da uzaklaşır. Böyle bir faaliyetin psişik değerinin bir kısmı, kendi yetkinliğimize, ritmik hareket etme yeteneğimize, bedenlerimizden “sorumlu” olmamıza bağlıdır.
Yapılacak üçüncü önemli şey de bizi yargılamadan, eleştirmeden ve istenmedikçe öneri ya da öğütte bulunmayacak empatik bir anlayışla dinleyecek birilerine ulaşmaktır.
Hayat Üniversitesi
