Baba yokluğunun çocukların yaşamları üzerinde olumsuz etkisinin olduğu araştırmalarla ortaya konulmuştur (Kimani ve Kombo, 2010). Aile hayatında yaşanan önemli bir aksaklık, çocuklar için ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu aksaklıklardan özellikle önemli olanlardan biri, babanın evden kalıcı olarak ayrılmasıdır. Freud,1900’de baba kaybının, bir kişinin yaşayabileceği en büyük kayıp olduğunu yazmıştır. Baba yokluğunun etkilerine dair en eski psikanalitik yazılardan bazıları, Anna Freud ve Dorothy Burlingham’ın 2. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin Hampstead Fidanlıklarında yaptığı gözlemsel çalışmalarından ortaya çıkmıştır. Fantezide ebeveynlerin, özellikle de babanın zihinsel görüntülerinin “çocuğun geçmişindeki gerçek ebeveynle karşılaştırıldığında büyük değişikliklere uğradığı” gözlemlenmiştir. Bu fantezilerin babayla ilişkili olarak geliştiği, ancak doğrudan babanın etkisinden kaynaklanmadığı kaydedilmiş ve fantezide baba imgelerinin her zamankinden daha iyi, daha büyük, daha zengin, daha cömert ve daha hoşgörülü göründükleri ifade edilmiştir (Freud ve Burlingham, 1943).
Araştırmalar, babası olmayan çocukların, araştırılan hemen her düzeyde dezavantajlı olduklarını göstermektedir. Çocukluğun farklı aşamalarında bir babanın kaybı, özellikle akıl sağlığı ve genel refah alanlarında çok kapsamlı etkilere sahip olabilir. Babanın yokluğu depresyonla, olumsuz sosyal-duygusal gelişimle ve dışsallaştırma davranışında artışla bağlantılıdır. Babanın yokluğu, eğitime erişim üzerinde de olumsuz bir etkiye sahiptir. Ayrıca baba yokluğunun çocuklarda davranış problemlerine ve otorite figürlerinde sorunlara yol açabileceği ifade edilmiştir (O’Dwyer,2017).
