Baba bulunmayan evlerde yetişen ergenlerin alkol ve uyuşturucu kullanımı, suçluluk ve davranışsal ya da psikiyatrik sorunlar için baba katılımı ile içselleştirme arasındaki ilişkinin incelendiği çalışmalarda ergenlerde dışsallaştırma davranışı görülmüştür (Booth, Scott ve King, 2010; DeBell, 2008). Bir başka çalışmada dışsallaştırma davranışı saldırganlık ve antisosyal davranış ve içselleştirici davranış dâhil depresyon, kaygı ve benlik saygısı açısından önemli farklılıklar bulunmuştur (Carlson, 2006). Babası olmayan erkek çocukları, iki ebeveynli bir evde yaşayan erkeklerden daha fazla antisosyal davranışlar göstermektedir (Apel ve Kaukinen, 2006). Düşük ebeveyn katılımı ve babadan ayrı evde yaşamak, ergenlerde şiddet davranışıyla ilişkili risk faktörleri olarak tanımlanmıştır (Caldwell, Rafferty, Reischi, DeLoney ve Brooks, 2010). Yerleşik olmayan bir babayla yakın bir ilişkisi olmadığını belirten ergenler, diğer ergenlere göre daha fazla dışsallaştırma ve içselleştirme sorunları ve daha kötü performans göstermiştir (King ve Sobolewski, 2006). Ergenler, yerleşik babalarla yakın ilişkiler kurduklarında genel olarak daha iyi bir refaha sahip olma eğilimindedirler (Booth, Scott ve King, 2010).
Ergenlerle yapılan bir çalışmaya göre, bir erkek aradığı sevgi ve şefkati alamadığında, ailesinden kopabilir ve ev dışındaki olumsuz etkilere duyarlı hale gelebilir. Ergen erkekler, dış etkilere karşı savunmasız hale gelebilir ve uyuşturucu, suç veya çetelere karışan erkeklerle bağ kurmaya çalışabilir (Demuth ve Brown, 2004). Ebeveyn-çocuk bağlanmasının, suç işleme davranışını ebeveyn katılımı ve denetim gibi doğrudan kontrollerden daha fazla etkilediğini bulunmuştur. Bir ebeveynin psikolojik ve duygusal olarak mevcudiyeti, fiziksel bir mevcudiyetten daha büyük bir etkiye sahiptir. Baba-çocuk ilişkisi yoluyla sağlanan sağlıklı veya güvenli bağlanma, bir çocuğun kendi kendini kontrol etme, empati geliştirme ve sergileme becerisini etkilemektedir. Güvensiz bağlanma, daha düşük seviyelerde kendi kendine denetim ve artan şiddet davranışına neden olabilmektedir (Sylvester, 2010). Aile yapısında babalık davranışının olmaması çocuk suçluluğunun belirleyicisi olarak görülmektedir.
Bir çocuğun biyolojik babasıyla etkileşime girme olasılığı ne kadar fazla olursa, bir suç işlemesi veya çocuk adalet sistemi ile iletişim kurması o kadar düşüktür (Coley ve Medeiros, 2007). Hiçbir zaman onlarla yaşayan bir babası olmayan gençler, en yüksek hapsedilme oranlarına sahiptir (Harper ve McLanahan, 2004). Ayrıca, babası olmayan evlerden gelen çocuklar, genç yaşlarda yasadışı maddelerin kullanılması konusunda daha büyük risk altındadırlar (Bronte-Tinkew, Jacinta, Moore, Capps ve Zaff, 2006).
Çete üyelerinin yüksek bir yüzdesi, baba bulunmayan evlerden gelmektedir ve bu durum muhtemelen ait olma hissine olan ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Bir gruba ait olma duygusunu kazanmak, tüm bireyler için önemli bir unsurdur. Çeteler yoluyla gençler bir topluluğa kabul duygusu bulurlar. Ek olarak, çete lideri çoğu zaman üyelerini sonraki davranışlarını modellemeye yönlendiren baba rolünü doldurabilmektedir (Leving, 2009).
Çocuğun hayatında bir babaya sahip olmak, çocuğun çeteye katılma olasılığını büyük ölçüde azaltmaktadır. Baba bulunmayan evlerde yaşayan çocukların da hırsızlık yapma ve kronik dükkân hırsızı olma olasılığının daha fazla olabileceği belirtilmiştir (Manning ve Lamb, 2003). Babanın bulunmadığı bir evde yetişen çocuklar, alkol ve diğer uyuşturucuları kötüye kullanma konusunda daha büyük risk altındadır (Hoffmann, 2002).
Bir çalışmada, araştırmacılar baba yokluğunun Afrikalı Amerikan erkekler üzerindeki etkisini incelemişlerdir. Bulgular, babası olmayan bir evden gelen erkeklerin, babanın bulunduğu bir evden gelen erkeklerden daha fazla uyuşturucu kullanma olasılıklarının olduğunu göstermiştir. Bu nedenle bir babanın aileye katılımının çocuk ve ergen madde kullanımına karşı koruyucu bir faktör olabileceği ileri sürülmüştür (Mandara ve Murray, 2006).
Araştırmalar babasız evlerde büyüyen ergenlerin alkol ve uyuşturucu kullanımı, suçluluk ve davranışsal veya psikiyatrik sorunlar açısından risk altında olduğunu göstermektedir (Booth, Scott ve King, 2010; DeBell, 2008). Bir başka çalışmada, evli biyolojik ebeveynlerle yaşayan ergenlerin ve farklı aile yapılarındaki ergenlerin davranışları arasında önemli farklılıklar olduğu, evlenmemiş annelerden doğan ergenlerin, incelenen tüm davranış çıktılarında en yüksek davranış sorunu yaşayan aile yapıları arasında yer aldığı ortaya konulmuştur. Çalışmada ayrıca baba katılımının ergen davranışını olumlu etkilediği, baba yokluğunun ise ergen davranışını olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır (Carlson, 2006).
Yapılan çalışmalarda annesi evli olmayan evlilik dışında doğan ergenlerin, en büyük davranış problemlerine sahip oldukları bulunmuştur. Bu grubun; saldırganlık, depresyon ve düşük benlik saygısı sonuçlarında da önemli ölçüde daha yüksek puan aldıkları belirtilmiştir (Carlson, McLanahan ve Brooks-Gunn, 2008). Bekar anneleriyle birlikte yaşama, ergenlerde madde bağımlılığı ve şiddet davranışıyla ilişkili risk faktörleri olarak tanımlanmıştır (Caldwell, Rafferty, Reischi, DeLoney ve Brooks, 2010).
Ayrıca baba figürü olmadan büyüyen erkek çocukların, baba figürü olan veya iki ebeveynli evlerde büyüyen akranlarından daha fazla antisosyal davranış sergiledikleri ortaya konulmuştur (Apel ve Kaukinen, 2006; Eitle, 2006). Afrikalı Amerikalı erkeklerde babanın yokluğu ve uyuşturucu kullanımı üzerine yapılan bir çalışmada, baba yokluğunun madde bağımlılığının ana belirleyicisi olduğu, babası olmayan ergen erkeklerin, babaları olan ergen erkeklere göre sigara, marihuana ve alkol kullanma olasılığının daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Ergenlerin yerleşik bir babaya yakın olmadıklarını bildirdiklerinde bile yerleşik olmayan babalara yakın olmayan ergenlere göre daha az madde kullandıkları gösterilmiştir. Buna göre bulgular, evde bir babanın bulunmasının, ilişkinin niteliğine bakılmaksızın ergenin madde kullanma kararını etkilediğini göstermektedir. Ayrıca yerleşik babalarla ilişkileri zayıf olan ergenlerin, yerleşik olmayan bir babayla uzak ilişkileri olanlara göre hem akademik hem davranışsal olarak daha iyi performans gösterdiğini kabul etmektedir. Araştırma, yerleşik olmayan babalarına yakın olan ergenlerin, yerleşik babalarına yakın olmayan ergenlere göre daha yüksek benlik saygısı, daha az suçluluk ve daha az depresif belirtiye sahip olduklarını da ortaya koymuştur( Booth, Scott ve King, 2010). Aynı evde ikamet etmeyen babaların çocuklarını izlemesi, onların saldırgan davranışlarında azalma olmasına katkı sağlamaktadır (Caldwell, Rafferty, Reischi, DeLoney ve Brooks, 2010). Yerleşik olmayan baba katılımı adolesan suçluluğuyla olumsuz ilişkilidir, yerleşik olmayan baba katılımı arttıkça, ergen suçluluğu azalmaktadır (Choi ve Jackson, 2011).
Baba katılımı ile ergen davranışı arasında çift yönlü bir ilişki tespit edilmiş ve zamanla yerleşik olmayan bir babanın katılımının ergen suçluluğundaki düşüşleri etkilediği bulunmuştur (Coley ve Medeiros, 2007). Ergenlerde baba katılımı ile içselleştirme ve dışsallaştırma davranışı arasındaki ilişkiyi inceleyen bir çalışmada dışsallaştırma davranışı saldırganlık ve antisosyal davranışı, içselleştirme davranışı ise depresyon, kaygı ve benlik saygısını içermektedir. Çalışma, baba katılımının, ergenlerin içselleştirme veya dışsallaştırma davranışları sergileme olasılığını azalttığını ortaya koymuştur (Carlson, 2006), King ve Sobolewski (2006), ana-çocuk ilişkisinin zayıf olduğu durumlarda bile ikamet etmeyen bir babayla güçlü bir baba-çocuk ilişkisinin çocuğu okulda daha az eyleme geçme davranışı göstermesi için etkileyebileceğini bulmuştur.
Ergenler, hem yerleşik bir anne hem de yerleşik olmayan bir babayla zayıf ilişkileri olduğunda uyumsuz davranış açısından daha yüksek risk altındadır. Çoğu durumda okul davranışı, bir çocuğun ev hayatının doğrudan bir yansımasıdır. Babanın yokluğuyla ilgili bir çalışmada (Booth, Scott ve King, 2010) babanın varlığı ve katılımı ile okul davranışı arasında bir bağlantı olduğu bulunmuştur. Araştırmalar, babanın yokluğu gibi aile sorunlarının birçok çocuk için okul davranışını etkileme eğiliminde olduğunu gösterirken babalarının bulunmadığı hanelerde yaşayan ergenlerin okulda akademik sorunların yanı sıra suçluluk, şiddet içeren davranışlarının ve madde bağımlılığı riskinin arttığını göstermektedir. Diğer yandan biyolojik babalarıyla ilişkileri olan çocukların, biyolojik babalarıyla ilişkisi olmayanlara göre okulda daha iyi performans gösterdikleri ortaya konulmuştur (Booth, Scott ve King, 2010; Hofferth, Forry ve Peters, 2008). Bu bulgular, evdeki bir babanın ergenlik dönemindeki çıktılar üzerinde etkili olduğunu göstermektedir.
Babası olmayan evlerde büyüyen çocukların, evde babası olan çocuklardan daha sık psikososyal sorunlar yaşadıklarını öne süren önemli bir araştırma tabanı bulunmaktadır. Bu sorunların ergenlik ve yetişkinliğe kadar uzandığı, artan madde kullanımı, depresyon, intihar, kötü okul performansı ve ceza adaleti sistemiyle temas riskinde artış içerdiği bulunmuştur (Allen ve Daly, 2007). Babasız bir evden gelmenin, kaygı ve depresyon gibi duygusal sorunlara ilaveler yapabileceği ifade edilmektedir.
Babasız çocuklar, babaları olan diğer çocuklardan daha az değerli olduklarını düşünmeye başlayabilir ve babalarının onları neden terk ettiğini merak edebilirler. Bu aynı zamanda intihar veya kendine zarar verme davranışı riskinin artmasına neden olabilir. Ayrıca, bir baba ile büyümeyen çocukların saldırgan olma ve diğer dışsallaştırıcı sorunlar sergileme olasılıklarının daha yüksek olarak değerlendirildiği belirtilmektedir. (Osborne ve McLanahan, 2007).
