Kadın olmak neye engel?
Hayata kadın ya da erkek olarak geliyoruz. Hayatı öğrenirken bir yandan da bize cinsiyetimiz öğretiliyor. Daha küçücük bir bebekken bizim için seçilen eşyalar, renkler dikkate alınarak çeşitleniyor. Pembeler kızların, maviler ise erkeğe ait. Bize gösterilen sevgi sözcükleri bile cinsiyetimize göre farklılaşıyor. Erkekse, aslan, kızsa melek sözleriyle cinsel kimliğe uygun hale getiriliyoruz. Oyuncaklar bebekler, arabalar, tabanca ve tüfekler olarak ayrışıyor. Bu şekilde yetiştirilince hayatı cinsel kimliğimize göre farklı algılamamız da beklenen bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Toplumda yer alan bütün cinsiyet yargılarını içselleştirmemiz, toplumun bu cins ayırımına dayanan örgütlenmesini de bir veri kabul etmemiz bekleniyor. Bunun dışına çıkanlar ya yargılanıyor ya da iflah olmaz marjinaller olarak dışlanıyorlar.
Toplumun ataerkil yapısı kadınları bir cins olarak ikinci planda tutuyor gibi göründüğünden bir şeyi kadın olarak seçmek ve yapmak hep daha çok çaba gerektiriyor. Kadınlar ev içi sorumlulukları ve annelikleri ile daha çok tanımlanıyorlar. Bazen bu anlamda kadınların yüceltildikleri ve bu yüceltmenin “Cennet annelerin ayağı altındadır” kutsaması ile vurgulandığı ileri sürülse de cennete layık görülen anneler, bu dünyada hiçbir değerli şeye kolay kolay sahip olamıyorlar. Oysa hayatın sorumluluğunu gerçekten de kadınlar taşıyor. Her evde bir kadının sürekli çabası olmasa işlerin çoğu zaman aksayacağını hepimiz biliyoruz. Çünkü kadın, çekip çeviren, yuvayı yuva haline getiren enerjidir. Kadın annedir, eştir, aynı zamanda çalışan, kazanan ve üretendir de. Kadınlar bu ağır sorumluluğu hem taşırlar, hem de bundan dolayı çoğu zaman da aşağılanırlar. Çünkü kadın emeğinin değeri pek bilinmez.
Öte yandan kadınlara toplumsal hayatın diğer kapıları da büyük ölçüde kapalıdır ya da açmak için çok mücadele etmeleri gerekir. Kadın iş yaşamında erkeklerle aynı eğitimi almış aynı vasıflara hatta daha fazlasına sahip olsa da bir erkek aday her zaman kadının önüne geçebilir, geçer. Burada asıl önemli olan bu durumun yadırganmamasıdır.
Kadınlar çalışanlar olarak hep sorunlu (!) görülürler. “Ya, şimdi bunun çocuğu filan olur, hastalanır işe gelemez…” gibi varsayımlarla değerlendirilirler. İşin kötüsü bu varsayımlar çoğu zaman doğrudur da. Çünkü kadın gerçekten de çalışırken bu özel durumlar nedeniyle bir erkek kadar işine süreklilik gösteremeyebilir. Onun anne olarak sorumluluğu, gerektiğinde işinin önüne geçer çünkü. Bana göre bahane olarak kullanılmadığı sürece yani gerçekten de çocuk söz konusu ise iş sonraya ertelenebilir. Aslında bu durum yalnızca anneler için değil, babalar için de söz konusu olmalıdır ama öyle olmaz. Çünkü çoğunlukla çocuk yetiştirme görevi anneye verilmiştir. Dolayısıyla çocukla ilgili sorunların çözümü de anneye aittir. Anne duygusaldır, şefkatlidir. Yüreği çocuğunun sevgisiyle dolu olduğundan diğer etkinlikler onu fazla ilgilendirmez. O, çocuğunun yanı başında olmayı tercih eder. Erkek ise daha çok dışarıda olmayı, aktif olmayı, gezip eğlenme yanında kariyer yapmayı, okumayı, üretmeyi ister, bütün bunları gerçekleştirme imkanına da sahip olur. Nasıl olsa evine gittiğinde yerine getirmesi gereken bir sorumluluğu yoktur, yemek hazırdır, ev hazırdır. İstediği zaman salonun bir köşesinde uyur ya da okur, öğrenir. Elbette bu saydıklarım kadınların da zaman buldukları takdirde yapabileceği etkinliklerdir. Ancak kadının zamanı sınırlıdır. Zamanın sınırlı oluşu da kadının kişisel gelişimine pek imkan vermez. Çünkü kadın bir erkek kadar kitap okumaya, yazmaya, öğrenmeye zaman bulamaz. Öncelik çocuk yetiştirmek ve ev işleri olduğundan geriye kalan zaman belki uykusuna bile yetmez. Bu nedenle kadınların büyük bir bölümü erkeklere kıyasla yeterince okuyamazlar, araştıramazlar, kendilerini geliştiremezler. Çoğu zaman da bu nedenlerle bir çok alanda erkeklerin gerisinde kalırlar.
Bazı kadınların da daha çok erkeklere bağımlı bir biçimde yaşadıklarına, aşksız bir hayatı sürdüremediklerine, hep yanlarında ona güç verecek bir erkeğin varlığına ihtiyaç duyduklarını görürüz. Kadın sorunları daha çok evlilik ve ilişkiler üzerine iken erkekler daha çok iş, güç ve prestij üzerinde durur. eğitim alamamış, para kazanamayan ve erkek egemen bir dünyanın içine hapsedilmiş kadınların durumu içler acısıdır, onlar o duruma mecbur yaşıyorlardır.
Diğer yandan, kadınların toplum içinde ezildikleri ve sömürüldüklerini düşüncesi eğitimli ve kendini gerçekleştirebilmiş olan kadınlarla ilgili görünmediği gibi kent yaşamının üreten ve kazanan kadını, yerine göre erkekler üzerinde güç bile oluşturabilir. Çoğu erkek, kadının gölgesinde ya da arkasında hazırlanarak, kadının önünde yola çıkar. Yine çoğu erkek, eşinin etkisi ve baskısı altında kendini dünyaya getiren, büyüten, her türlü cefasını çeken anne ve babasından vazgeçmek zorunda kalabilir. İkinci eşin söz konusu olduğu durumlarda ise erkek eşin isteği doğrultusunda ilk eşten olan çocuklarından uzaklaşabilir. Bu tuhaf durumun sayısız örneklerini neredeyse her gün TV ekranlarından canlı olarak izliyoruz. Baba, yıllar sonra yalnız ve çaresiz kaldığında hiç tanımadığı kızını, oğlunu arar, ya da çocuk, babasını. Kısacası, kadınlar her zaman erkeklerin gerisinde kalmıyorlar, hele de günümüzde. Bazı kadınlar, genç kızlar, yuva yıkmayı, erkeğin aklını başından almayı, erkekleri birbirine düşürmeyi marifet sanıyorlar. İşin doğrusu, bu tip kadınların elinde kimliğini ve kişiliğini kaybeden pek çok erkek var.
İşin doğrusu kadın ya da erkek, her iki cins de hayat sahnesinde kendi bireysel yetenek ve becerileri doğrultusunda rol alıyorlar. Ancak anne olma sorumluluğu ve ayrıcalığı kadını iş yaşamında bazen geri planda bıraksa da insan yetiştirmek gibi hayatın en önemli görevini üstlenen kadınlar, gerçekte her zaman önde yürüyorlar. Anne olarak önde olmak bazı alanlarda geri planda kalmaktan pek tabii ki tercih edilecektir. Yine de zorluklarına karşın bir annenin istediğinde kendini her alanda gösterebileceğini, çocuk bahanesinin her zaman geçerli olmayacağını da belirtmek gerekiyor. Önemli olan öncelikler ve hayattan beklenilenlerdir. Öncelik ise her zaman insan yetiştirmekten yana olmalıdır.
Hayat, başkalarının yönlendirmeleri ya da etkilendirmeleriyle sizin için şekil almamalıdır. Ne istiyorsanız, kadın ya da erkek olmanız fark etmez, onu yapabilme imkanını isterseniz bulabilirsiniz. Kadın olduğunuz için bazı dezavantajlarınız varsa da avantajlarınızın da olduğunu görmezden gelemezsiniz değil mi?
Hayat Üniversitesi
