Tek başına ebeveynlik rolü, özellikle ailenin bir kadın tarafından yönetilmesi durumunda oldukça zorlayıcıdır. Bekâr anne olmanın zorluğu; çocukların yetiştirilmesi, geleceğe ve hayata hazırlanmaları ile bağlantılıdır. Bekâr annelerin karşılaştığı sosyal, duygusal ve ekonomik sorunlarını incelemek için kartopu örnekleme tekniği ile 50 bekâr anneden oluşan bir örneklem grubu seçilerek yapılan bir çalışmanın sonuçları, bekâr annelerin çoğunluğu için finansal sorunun ana stresör kaynağı olduğunu ortaya koymuştur.
Bekâr bir anne olmak,ekonominin sınırlarında ya da bu noktada olanlar için yaşamı oldukça güçleştirmektedir.Yapılan çalışmalarda tek ebeveynin anne olduğu ailelerin, orantısız bir biçimde yüksek yoksulluk riski ile karşı karşıya oldukları ve çocukların yoksul olup olmamalarının hane halklarının özellikleri ile şekillendiği belirtilmiş ve ebeveynleri istihdam edilmiş veya yeniden evlenmiş olan çocukların daha az risk altında oldukları ileri sürülmüştür (Gornick ve Jäntti, 2007).
Ekonomik zorlukların tek ebeveynli ailelerde daha yaygın olduğunu ve ortaya çıkan durumun depresyona karşı savunmasızlığı artırdığını ortaya koyan çalışmalar (Cooper, McLanahan, Meadows ve Brooks-Gunn,2008; Crosier,Butterworth ve Rodgers,2007) aynı zamanda iyi bir finansal durumun sağlık ve refahı artırabileceğini de ortaya koymaktadır.Bunlar; daha iyi barınma, daha iyi beslenme ve sağlık hizmetlerine daha iyi erişim olarak sıralanmaktadır (Colton, Janzen ve Laverty, 2015).
İstihdam sorunları
Tek ebeveynli annelerin, istihdam, gelir ve yoksulluk oranlarının refah sistemindeki reformlardan nasıl etkilendiğini inceleyen geniş bir literatür görülmektedir (Meyerve Rosenbaum,2001; Grogger, 2003; Gregg, Harkness ve Smith,2009).Buna göre bireylerin istihdam durumu finansal istikrar için önemli bir faktördür. Araştırmalarda işsiz kadınların depresyon riski, çalışan kadınlara göre %27 daha fazla bulunurken aksine olarak tam zamanlı istihdam edilen kadınlarda bu risk %29 daha düşük bulunmuştur (Zabkiewicz,2010). Bu tablo bekâr anneler göz önüne alındığında daha karmaşık olarak görünmektedir. Örneğin, bekâr annelerin istihdam istikrarsızlığı ve iş-aile çatışması yaşama olasılığı daha yüksek olduğundan (Ciabattari, 2007) iş ile aileyi bütünleştirme çabaları sırasında artan yüklerle karşılaşma risklerinin daha yüksek olacağı ileri sürülmüştür.
Tam zamanlı bir iş, annelerin zihinsel sağlığına yararlı olabilecek yüksek bir gelire imkân verirken işe devam etmenin depresyon riskini yaklaşık%3 oranında azaltabileceği belirtilmektedir (Evenson ve Simon, 2005). Diğer yandan tam zamanlı istihdamın sağlık üzerinde olumsuz etkisinin olabileceğine dair kanıtlar bulunurken yarı zamanlı veya hiç istihdam olmamasının ise olumlu yönde sağlık etkisi olduğuna dair kanıtlar da bulunmaktadır (Zabkiewicz, 2010).İ Bu sonuçlar bağlamında ster yalnız olsun, ister eşli olsun, annelerin istihdam ve kazanç konusunda çeşitli risklerle karşı karşıya oldukları söylenebilir (Harkness ve Waldfogel,2003; Harkness,2014). Bu riskler; iş değişimi (Budig ve England,2001),işgücü piyasasına bağlılığın azalması, iş seçimi üzerinde daha büyük kısıtlamalar (Manning, 2003) ve annelere karşı doğrudan ayrımcılık (Correll, Benardve Paik,2007) olarak sayılmaktadır. Bu faktörler annelerin kazançlarını azaltmak için birlikte hareket etmektedir. Azalan kazançlar, kadınların özellikle genç yaşta ve çocuk bakımı maliyetlerinin yüksek olduğu durumlarda çalışma hayatını tercih etmemelerine veya çalışma saatlerini azaltmalarına neden olabilmektedir (Gornick ve Jäntti,2010).
Çocuklar, annelerinin istihdamı ve kazançları üzerinde değişen ölçülerde önemli bir etkiye sahip oldukları gibi ailelerin gelirleri üzerinde de önemli bir etkiye sahiptirler. Vergi ve sosyal yardım sistemi, çocuk kazançlarındaki kayıpları telafi etmede nadiren yeterli olmakla birlikte çocukların bazı maliyetlerini telafi edebilmektedir(Todd ve Sullivan,2002).
Çocukların varlığı, kadın istihdamının azalması ve aile gelirindeki kazanç ve düşüşlerle ilişkili olsa da bir eşin bulunmaması önemli bir ek etkiye sahip olabilir. Eşten ayrılmanın veya yalnız anne olmanın işgücü piyasası sonuçlarını nasıl etkilediğine dair çok az kanıt olmasına rağmen evliliğin kadınların kazançları için önemli olduğuna dair bazı kanıtlar bulunmaktadır(Loughran ve Zissimopoulos, 2009).
Yalnız anneler arasında gözlenen düşük refah seviyeleri genellikle istikrarlı bir ortaklığın eksikliğine, çocuk yetiştirmeyle ilişkili stres ve sorumluluğa ve iş bulma ile ilgili zorluklara bağlanmaktadır. Partnerleri olanlar üzerine yapılan araştırmalar, bir ortaklık içinde olan tüm kişilerin paritelerine bakılmaksızın yalnız olanlardan daha yüksek refah düzeylerine sahip olduklarını açıkça göstermiştir (Kohler, Behrman ve Skytthe, 2005).
İşsizlik araştırmaları, işsiz olanların çalışanlara göre daha düşük refah düzeylerine sahip olduklarını ortaya koyarken (Winkelmann ve Winkelmann,1998) çocuk sahibi olma ve refah arasındaki korelasyon araştırmaları karışık sonuçlar doğurmuştur (Kohler, Behrman veSkytthe,2005; Myrskylä ve Margolis,2014). Yalnız ebeveynlerin refah düzeylerinin daha düşük olması, nispeten daha zayıf olan sosyo-ekonomik konumları ile ilgili görülmektedir (Vignoli ve Salvini,2014).
