Tek ebeveynli aile ‘bekâr bir anne veya babadan oluşan ve kendilerine bağımlı çocukları olan aile” olarak tanımlanabilir. Tek ebeveynli aile bir ebeveynin ölümü ile oluşabileceği gibi boşanma veya eşlerden birinin aileyi terk etmesi gibi çeşitli nedenlerle de oluşabilir (Kotwal ve Prabhakar, 2009).
En yaygın tek ebeveynli aile, bir anne ve biyolojik çocuklarından oluşan ailedir. Tek ebeveyn olmanın çok çeşitli zorlukları vardır. Bunlar; aile için çeşitli konularda karar verme, çocuklara yönelik disiplin uygulamaları, mali sorumlulukları paylaşmada başka bir yetişkinin olmaması, çocuk bakımı, ebeveynlik görev ve sorumluluklarını yerine getirmek gibi yaşamı sürdürmenin tüm gereklerinin tek bir kişiye yüklenmesidir (Kotwal vePrabhakar, 2009).Bekâr annelerin yönettiği ailelerde anneler; özellikle gelir yetersizliği, çocukların izlenmesi ve ev yönetiminde yaşanan güçlükler olmak üzere üç büyük sorunla karşı karşıyadırlar(Dunn, 2008).
Tek ebeveynlik, çocuklar için bir dizi olumsuz sosyal davranışların ve olumsuz duygusal sonuçların ortaya çıkma riskini artırmakla birlikte ebeveynin yaşı, eğitim düzeyi, mesleği, geliri, aile destek ağı ve tek ebeveynliğin oluş biçimi gibi birçok faktör de çocukları etkilemektedir (Mackay ve Ross, 2005). Çocuklar, ailenin dağılmasından sonra genellikle anneleriyle birlikte kalmaktadır.
Tek ebeveynlik, çoğunlukla bir eşin ölümü veya boşanma ya da evlilik dışı birliktelik ile ilişkilendirilir. Tek ebeveynler daha fazla psikolojik, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarla karşı karşıya kalırken aynı zamanda çocuğun ihtiyaçlarını da tek başına karşılamak zorunda kalırlar. Bu çifte rol, tek ebeveyn olarak çalışan bir annenin sosyal ve psikolojik sorunlarla yüz yüze olmasına yol açar. Ayrıca, çoğu tek ebeveyn anne iş ve aile rolleri arasındaki zamanlarını dengelemede başarısız olurlar ve bu durum çocukların sosyal ve duygusal rahatsızlıklar yaşamasına yol açarken okulu bırakma gibi acı veren psikolojik deneyimlere, strese, çatışmaya ve ikileme maruz kalmalarına yol açar. Araştırma sonuçları, tek ebeveyn anneler ve çocukları için ortaya çıkan olumsuz sonuçların, tek ebeveyn oluştan daha çok bu durumun yol açtığı dezavantajlar nedeniyle yaşandığını, olumlu faktörlerin varlığında ise tek ebeveyn annelerin ve çocuklarının sağlıklı bir biçimde yaşamı sürdürebileceklerini göstermektedir. Sonuç olarak tek ebeveyn anneler, sosyal, duygusal ve finansal olarak desteklenmeye ihtiyaç duyabilirler. Tek ebeveyn annelerin zihinsel olarak güçlendirilmesi yanında bireysel veya grupla psikolojik danışma almaları, özel eğitim desteklerinden yararlanmaları, onların kişisel sağlık, anne-çocuk ilişkileri ve anneliğin psiko-sosyal işlevleri üzerinde olumlu etkide bulunmalarını kolaylaştıracaktır. Tüm bu destek çalışmaları yalnızca tek ebeveyn annelerin değil, onların yetiştireceği çocuklarının, dolayısıyla toplumun gelecekteki refahına yapılacak olan yatırımlardır ve konu bu yönüyle de büyük önem taşımaktadır.
Eğitimli annelerin çocuklarının ebeveynlerinin ayrılmaları sonrasında daha az acı çektikleri öne sürülmektedir. Bu görüş, iyi eğitimli annelerin çocukları için daha güvenli ve istikrarlı bir ortam sağlayabilecekleri ile ilişkilendirilmiştir (Mandemakers ve Kalmijn, 2014). Yüksek öğrenime sahip annelerin ekonomik gerginlik nedeniyle hareket etme olasılığının daha az olduğu ve bu nedenle çocuklarının okul değiştirme ve akran ilişkilerinde bozulma yaşama olasılıklarının da daha düşük olduğu belirtilmektedir.
Babanın ayrılmasından önceki ebeveyn-çocuk ilişkisinin kalitesi, aile bozulmasının çocuk işleyişi üzerindeki etkisini değiştirmektedir (Fitzsimons ve Villadsen, 2018).Yapılan bir çalışmada çocuklu bekâr kadınların yarısından fazlasının (%51) kendi evlerinde kaldığı, dörtte birinden fazlasının (%28) ebeveynleri veya kayınpederleri ile yaşadığı, onda birinin diğer akrabalarıyla birlikte aynı haneyi paylaştıkları, akraba olmayanlarla yaşayan kadınların oranının ise ihmal edilebilir düzeyde olduğu bulunmuştur. Araştırmada küçük çocukları olan kadınların ebeveynleri ile birlikte kalma olasılığının daha büyük çocukları olan kadınlardan yüksek olduğu görülürken dulların, boşanmış ve ayrılmış olanlara göre hane reisi olma olasılığının ise daha yüksek olduğu bulunmuştur. Genel olarak, dulların %59’u hane reisi pozisyonunda bulunurken, boşanmışların sadece %39’u ve ayrı yaşayan kadınların %29’u reis pozisyonundadır. Araştırma, genç dulların, diğerlerine göre daha çok hane halkı reisi olma eğiliminde olduğunu ortaya koymuştur. (Swain ve Pillai, 2005).
Türkiye’de bekâr annelerle yapılan 24 röportajdan yola çıkan nitel bir araştırmada, ataerkil bir toplumda bekâr annelerin karşılaştığı çeşitli kültürel ve yapısal faktörleri incelelenmiş ve bekâr annelerin tek başına çocuk yetiştirmede yaşadıkları güçlüklerle başa çıkmak için geliştirdikleri stratejiler ortaya konulmuştur. Sonuçlar, bekâr annelerin yeni aile ortamlarında otoriteyi sürdürme zorluğu da dâhil olmak üzere tam bir aile duygusunu korumaya çalışırken çocuklarına yönelik olumsuz tutumlarla da başa çıkmak gibi birçok zorluklarla karşılaştıklarını göstermektedir (Kavas ve Gündüz-Hoşgör, 2013).
Hayat Üniversitesi
